9 Ağustos 2017 Çarşamba

Merhaba "Bebekli Hayat"


Bebekli hayat bebeğine ve annesine göre değişebilir elbette ama benim ve bebeğim için tahmin ettiğimden çok daha güzelmiş.. Hamileyken bir grup "moral bozma timi" boş anımı yakalar ve "Dur bunlar daha iyi günlerin..", "Ooo uykusuz gecelere az kaldı..", "Bol bol uyu sonra hiç uyuyamayacaksın.." gibi bir sürü moral bozucu replikleri arka arkaya sıralardı. Ee bunları zaten biliyordum. Her hamile gibi.. Ve ben bunları göze alarak bir bebek dünyaya getirmeye çalışıyorum. Sen ne diye zırt bırt sürekli bunları hatırlatıp da moralimi bozuyorsun ki? Yok illa konuşacak! Çünkü çok iyi biliyor! Çünkü tecrübe konuşuyor canım! 
Her neyse, ben biraz geriye sarıyorum müsaadenizle.. Bebekli hayatımın en başına, doğduğu güne...
Hastanede bebeğimle baş başa kaldığım an başladı benim için bebekli hayat.. Daha önceleri bir yeni doğan bebeğe bakabileceğimi düşünmüyordum. Annemden ve kayınvalidemden yardım alırım diyordum. Ama enteresan bir şekilde içimde bir yerde bir annelik duygusu belirdi. Ve sanki bebeğim yeni doğmamış da ben yıllardır ona bakıyormuşum gibi hissettim. Emzirmeye çalışmalarım falan derken akşamı ettik. Akşam altını değiştirmem gerektiğini fark ettim. 2 kilo doğmuş bir bebeğin altını değiştirecektim. Aman Allah'ım ! Ya bir yerini acıtırsam, ya canı yanarsa? Çünkü çok küçüktü meleğim. Çöp gibi bacakları ve kolları vardı. Karşısına geçtim ve 1 dakika boyunca bebeğime baktım. Düşündüm. Daha önce hiçbir bebeğin altını değiştirmemiştim. Sonra "Hadi Yıldız.. Sen bu bebeğin annesisin. Asla zarar vermezsin ona! Bismillah!" dedim ve başladım. İnanamadım. Sanki yıllardır bu bebeğin altını değiştiriyordum. Bu kadar olaya hakim ve profesyonel olabileceğimi bende bilmiyordum. Şaşkınlık ve biraz da mutlulukla gurur duydum kendimle. Evet artık ben bir "anne"ydim ! Ve bu, benim hayattaki en büyük başarımdı!
Topuk kanı alınırken ağladım. Hemşiremiz gülümseyerek teselli etti beni. Gözlerinde merhamet ve sevgi dolu bir ifade belirdi, bebeğimle bana bakarken.. Çünkü odadaki diğer 3 kadının hiçbiri ağlamamıştı. Benim verdiğim tepkiyi de anlamsız bulduklarını fark ettim. Doğum sonrası kendimi asla salmadım. Hastanede fiyakalı fiyakalı dolanıyordum. Kafamda taç, ayağımda dantelli lohusa terlikleri falan.. Bazıları sanki uzaylı görmüş gibi bakıyordu hatta.. 1 gün sonra evime geldiğimde bebeğimle hep kendim ilgilendim. Hem de her şeyiyle.. Sadece banyo konusunda cesaret edemiyordum. Bu arada kayınvalidemle annem ev işleri, yemek vs. ilgileniyorlardı sağ olsunlar.. Bebeğimle çok iyi ilgilendiğimi söyleyip beni taktir ediyorlardı. Hatta ikisi de eş dosta sanki 3 4 çocuk annesi gibi iyi baktığımı anlatıyorlardı. Tabii bu da beni çok ama çok mutlu ediyordu. Bebeğim doğduğundan bu yana her ihtiyacıyla yardıma gerek duymadan kendim ilgilenmek benim paha biçilemez bir duyguydu.. Akabinde kayınvalidem 1 hafta kalıp memlekete geri döndü. Annemse 40 gün boyunca benimleydi. Çünkü hala banyosunu tek başıma yapamıyordum.Çünkü bebeğim çok küçüktü ve banyodan çok ama çok korkuyordu. Nefesini tutuyor, kendini sıkıyordu. Zamanla banyo konusunu da halletim neyse ki..


 Bu sürede hayatında neler değişti? diye soracak olursanız..
Hayatım "anne" olduktan  sonra tamamen değişti diyebilirim..
* Artık çayı, kahveyi soğuk içiyorum :)
* Yemek mi? Ne ara nasıl yiyorum bilmiyorum. Yediğimden de bir şey anlamıyorum zaten. Çünkü hep yemek vakti uyanıyor küçük hanım..
* Bana muhtaç minik bir melek var ve ben onun ihtiyaçlarına göre hayatımı idare ediyorum.
* Önceden tek başıma otobüs yolculukları yapardım.. Fotoğraf makinemi de alır.. Kendi başıma gezmeye giderdim.. Kaç aydır otobüse binmiyorum bilmiyorum bile :) 
* Yine önceden :) çok severek konsept fotoğraflar çekerdim. Saatlerimi harcardım.. Artık fotoğraf makinemi elime pek alamıyorum desem yeridir..
* Önceleri 2 günde bir kitap bitirirdim. Bebiş 3 aylık olacak ve ben hala bir kitabı bitirmeye çalışıyorum. :)
* Önceden eşimle canımız sıkıldığında kendimizi bir yerlere atardık. Yeni yerler keşfeder, sevdiğimiz kafelerde kahve içerdik. Şimdi bebek bakım odalarının mevcut olduğu avmlere talimiz..
* Önceleri bol bol uyurdum. Şimdi uykuyla aramız pek bir bozuk :)
* Önceden sık sık sinemaya giderdik eşimle.. Artık bu imkansız.. Uzun bir süredir de öyle olacak :)
* Ev işlerini önceden keyfim ne zaman isterse o zaman yapardım.. Şimdi ev işi yapmak için kelebeğimin uyku aralarını kolluyorum..
* Önceden uzun uzun kahvaltı keyfi yapardım.. Artık kahvaltılarım ışık hızında :)
* Önceden birilerine gittiğimizde bize sarılırlar, halimizi hatrımızı sorarlar, değişiklikleri hemen fark ederlerdi. Artık gittiğimiz yerlerde bizim kuzuyu sevmekten bizi görmüyorlar bile. Hatta aradan yarım saat geçtikten sonra "Hoş geldin.." diyorlar :d
* Önceleri evi mis gibi yemek kokularıyla doldururdum.. Artık çoğunlukla makarna, tost ve ekmek arası gibi pratik yiyeceklerle karın doyurmaya çalışıyoruz..
* Önceden her gün kahve içerdim.. Şimdi Rezene :)
* Önceden alışverişi sadece evim ve kendim için yapardım. Şimdi sadece bebeğim için yapıyorum..
* Önceleri uzuuun ve güzel banyo keyiflerim vardı. Şimdilerde banyo yaptığımda kendimi süper kahraman gibi hissediyorum..
* Önceden telefonumda çektiğim farklı konsept fotoğraflarla dolu olurdu.. Artık sadece meleğimin fotoğrafları ve videolarıyla dolu..
* Önceleri eşimle sıkıntıdan bazen birbirimize sarardık.. Saçma sapan şeylere tartışır, gereksiz şeyler hakkında laflardık. Artık sıkılmaya vaktimiz yok.. Tartışmak mı? Artık evde meleğimiz var. Tartışmak yasak :)
* Önceden hayallerimiz 2 kişilikti. Artık 3 kişilik ♥ 
* Öncelerde aşkı iki kişinin arasındaki duygusal bağdan ibaret sanırdım.. Artık aşkın üç kişilik de olabileceğini öğrendim.. ♥♥♥
Görüldüğü üzere hayatım tamamen değişmiş durumda. Ama bence çok keyifli ve çook eğlenceli. Çook sevgi dolu.. Elbette ki bazen yoruluyor insan, yetemediğini düşünüyor. Uykusuzluk ve yorgunluk beni de yıpratıyor ama bunların bebeğimin sevgisinin üstüne geçmesi imkansız.. Onunla geçirdiğim her an çok ama çok kıymetli. 
Bazen görüyorum anneler çok yakınıyorlar.. Uykusuzluktan, yorgunluktan.. Ben hiç ama hiç yakınmadım.. Başlarda (lohusalık döneminde) ara sıra düşünüyordum. "Ben çok rahatına düşkün bir kızdım.. Bu minik kuş için rahatımı bozdum.. Herkes gezerken ben eve kapanıp kaldım."diye.. Geceleri 2 saatte bir emzirmek için kalktığımda resmen ağlayacak gibi oluyordum. Ama sonra meleğime bakınca hepsi geçiyordu. Bütün o zorluklar, uykusuzluklar, yorgunluklar bir toz bulutu gibi uçup gidiyordu. Ben bebekli hayatın olumsuz yönlerini hiç ama hiç görmedim. Görmemeye çalıştım.. Çünkü biliyorum ki bu geçici bir süreç ve bu zamanlar bir daha asla geriye gelmeyecek.. Elbette ki çok zor ve gerçekten sabır isteyen bir şey... Ama bence güzelliklerinin yanında solda sıfır kalıyor o zorluklar.. Ne kadar uykusuz kalırsam kalayım, ne kadar yorulursam yorulayım olabildiğince tadını çıkarmaya çalışıyorum şu zamanların.. Çünkü çoook güzel.. Ve biliyorum ki çünkü çoook özleyeceğim ! Tıpkı hamileliğimi özlediğim gibi..
Çok acemi bir anneyim.. Deneyerek ve yaşayarak öğreniyorum..
Aklıma takılanları okuyup, araştırıp öğreniyorum. 
Olumsuz sözlere ve tavsiyelere, eleştirilere kulaklarımı kapadım. 
Güzelliklerle güzel yaşamaya çalışıyorum bebeğimin ilk zamanlarını..
Mükemmel anne olma çabası içinde de değilim..
Anne-bebek günlüğümde de yazdığı gibi gerçek bir anne olmaya çalışıyorum..
Her anın tadını çıkarmaya çalışıyorum..
Bebeğimi çook seviyorum ve onu sadece ama sadece sevgiyle büyütmeye çalışıyorum..
Ben "anne"olmayı çok sevdim.
Umarım benim minik bebeğim de büyüdüğünde "annesi" olduğum için şükreder..
Gerçek birer anne olabilmemiz ve bebeklerimizle nice güzel, sağlıklı günler görebilmek dileklerimle..
Sevgiler ♥

20 Temmuz 2017 Perşembe

Doğum Hikayem ♡


Ve ben hayatımda sahip olabileceğim en güzel unvana sahip oldum.. 
'Anne' oldum..

Doğum hikayemi yazmam konusunda bir sürü mesaj alınca (instagramdan) bende yazmaya karar verdim.. Aslında yazıp yazmama konusunda çok kararsızdım.. Bir yanım bu güzel doğumu buraya yazıp kalıcı hale getirmemi söylüyordu, diğer yanımsa o muhteşem anın bana özel kalması gerektiğini söylüyordu..
Mesajlar çoğalıp doğum hikayem merak edilince ve buranın bendeki yeri de pek bir ayrı olunca geçtim klavye başına yazayım dedim..

Doğumumdan bir gün önce içime doğmuş gibi saçımı kestirip, fönlettim.. Doğumdan sonra epey bir zaman kuaföre gidemeyeceğim için doğuma yakın bir zamanda kestirmeyi düşünüyordum. Ama nedendir bilinmez içimden bir his kestirmem gerektiğini söyledi ve gidip bu işi de aradan çıkardık. Akşama eşimle dışarı çıktık. Bebeğimize bir iki şey aldık. Gezdik, eğlendik, yemek yedik.. Saat geç olduğu ve evimizde biraz sapa olduğu için anneme gitme kararı aldık. Nitekim anneme geçtik. Annemin ertesi gün düzenli katıldığı akrabalar günü vardı ve gitmekten vazgeçti beni görünce. Bin bir ısrarla gitmesi için ikna ettim. İstemeye istemeye kabul etti. Sonuçta ben evde de olsam tek başına kalacaktım. Çünkü eşim o cumartesi de çalışacaktı. Her neyse, gece pek iyi uyuyamadım. Ama bu zaten alışıldık bir durumdu.. 30. haftadan itibaren pek de rahat uyuduğum söylenemezdi. Malum bizim pamuk büyümüştü ve büyüyen koca karnımdan uyumak oldukça zordu artık. Huzursuz ve uykusuz geçen gecenin sabahına doğru uyuyakalmıştım. Uyandığımda saat öğlen 12 yi gösteriyordu. Kasıklarımda çok ama çok hafif (belli belirsiz) mens sancısına benzer bir sancı hissettim. Ama üzerinde çok durmadım. Çünkü önceki gün çok hareketliydim sürekli ayak üstündeydim. Ondan kaynaklandığını düşünüp pek umursamadım. Telefonum çaldı ve üniversiteden bir arkadaşımla konuştum. Ertesi gün için sözleştik. Görüşecektik. Telefonu kapadıktan sonra mutfağa geçip buzdolabına baktım. Kendime göre pek bir şey bulamadım ve tost yapmaya karar verdim. Tam o sırada altıma kaçırdığımı sanıp lavaboya koştum. Banyoya gittiğimde karşılaştığım manzara beni çok şaşırttı. Çünkü 35+6 daydım ve suyum gelmişti. Çok kısa bir an panik oldum. Ama gülümsüyordum. Panik olmamın sebebi doğumdan korkmam değildi. Evde tek başına olmam da değildi. Ne yapacağımı o an bilemememdi.. Hızlı düşünüp karar verdikten sonra eşimi aradım. İnanamadı ve benden daha çok panik bir sesle geleceğini söyledi. Telefonu kapayıp anneme de haber verdim. Kadıncağız gittiğine gideceğine pişman olmuştu. O da eşimden ve benden çok daha panik olarak telefonu kapadı. Ben banyodan çıktım. Ve sakince oturma odasına gittim. Yavaş yavaş başlayan doğum sancılarımı dualarla karşılamaya başladım. Sancılarım 5 dakikada 1e düşmüştü. Çok sakindim ve gerçekten huzurluydum. Doğumdan asla ama asla korkmuyordum. Bu en baştan beri böyleydi. Hatta bazıları normal doğumun ne kadar korkunç olduğundan bahsederken ben hayretler içinde kalıyordum. Çünkü bu kadar mucizevi bir şeyin korkunç olduğuna hiçbir şekilde inanmıyordum. Ve tüm kalbimle normal doğum yapabilmek için hamileliğimin en başından bu yana dua ediyordum. Sancılarım hafiften şiddetlenmeye başladığında kapı çaldı. 20 yıllık komşumuz Yasemin Teyze kapıdaydı. Annem aramış ve yanıma inmesi için rica etmişti. Tabii ki Yasemin Teyzeciğim de hemen yanıma inmişti. Şuan net hatırlayamasam da bana birkaç soru sormuştu. Birlikte doğum sancılarımı karşıladık. O da ben de bolca dualar ediyorduk. Ben tam bir teslimiyet göstermiştim. İnanılır gibi değil ama bir gram korku yoktu bende.. Çok ama çok huzurlu, sakindim.. Tevekkül ve bolca dua içindeydim. Her şeyin güzel olacağına kalpten inanıyordum. Pozitif düşüncenin ve duanın gücüne her daim inananlardandım. Sancılarım 4 dakikada 1e düştüğünde iyice şiddetlenmişti. Ve ben nefes egzersizleriyle sancıları hafifletiyordum. Yasemin Teyze beni sözleriyle rahatlatmaya çalışıyordu. Tabii bu süre zarfında telefonum susmuyordu. Kuzenlerim, annem sürekli arıyorlardı. Yasemin Teyzeyle eşimi beklerken bir miktar daha suyum geldi. Lavabodan çıktığımda sancılarım 3 dakikada 1e inmişti. Neyse ki çok geçmeden Şahin (eşim) gelmişti. Apar topar arabaya binip hastaneye doğru yol aldık. Arabada sancılarım iyice şiddetlenmişti. Arabanın tutamaçlarını nasıl da şiddetli tuttuğumu çok net hatırlıyorum. Yol üzerinden kuzenim Betüş'ü de alıp hastaneye doğru gittik. O yol benim için hayatımdaki en uzun yoldu sanırım. Hastaneye yetiştiğimizde sancılarım o kadar şiddetlenmişti ki etrafımda olan hiçbir şeyden haberdar değildim. Çektiğim sancıların şiddeti dışında her şey flu gibiydi. Sancılarım 2 dakikada 1e düşmüştü. Beni hızlıca tekerlekli sandalyeye aldılar. Işık hızıyla sorular yağdırıyorlardı. Ve bende ışık hızıyla cevaplıyordum. Birtakım soruları cevapladıktan sonra bir hastane görevlisi beni yukarı çıkarmak için götürdü. Asansörün kapısında annemi gördüm. Annemi görünce anne diye inlemeye başlamıştım. Sancılarım o kadar şiddetliydi ki başka hiçbir şey düşünemiyordum. Annem sıkıca ellerimden tuttu ve dua etmemi söyleyerek bana kısa da olsa veda etti. Bana hemen bir hasta önlüğü verdiler. Sancı içinde alelacele hasta önlüğünü giydim. Kadın bir doktor ultrasonla bebeğin durumunu kontrol etmek için yatırdı. Zaten sancı içinde kıvranıyorken bir de kasıklarıma olanca gücüyle bastırması canımı çok daha fazla yakmıştı. Sancıların verdiği şiddetle bacaklarımı geriye doğru çekmiş olmalıyım ki kadın beni bir güzel azarladı. Sinirlerim iyice bozuldu. İçimden o kadının doğumuma girmemesi için dua ettim. En son istediğim şey doğumuma bir kadın* doktorun girmesiydi. Çünkü hamileliğim boyunca deneyimlediğim bir şey varsa o da kadın doktorların çoğunun çok anlayışsız, merhametsiz ve kaba olduklarıydı. Erkek doktorlar çok daha kibar ve anlayışlılardı. Kendi doktorum görev için başka bir hastaneye gittiğinden işim tamamen şansa kalmıştı. Kadın bana sesini yükselterek bacaklarımı indirmemi söylüyordu. Ve sürekli bastırıyordu. Ona büyük çişimin geldiğini ve tuhaf bir şekilde ıkınma hissi oluştuğunu söyledim.. Kaşlarını çatarak ve hiç de hoş olmayan bir üslupla, "İyi iyi rahatlayacaksan yap buraya kakanı!" demez mi? Sinirlerim iyice boşaldı. Bir doktor olarak onun daha iyi bilmesi gerekiyordu. Ben bu konuda tamamen tecrübesizdim. Büyük çişim zannettiğim şey aslında bebeğimin kafasıydı. (Bunu sonradan öğrendim) Kadını ve yaptığı o kötülüğü umursamamaya çalışarak sakinleştim. Güzel düşünmeliydim. Bebeğim geliyordu. Kadın bana karşıdaki sandalyede beklememi söyledi. Ben sancılar içinde kıvranarak beklerken kadın hiç oralı olmadı. Bildiğiniz kendi halinde oyalandı durdu. Sanki sancı çekmiyormuşum ve hiçbir şey yok gibi kendi kendine takıldı orada.. Beklerken bir kez daha suyum geldi orada. Bu arada sancı odalarından gelen sesler korku filmlerini aratmayacak nitelikteydi. Kadınlar ölesiye çığlık atıyorlardı. Ben  hiç bağırmamıştım. Sadece artık sancıların verdiği şiddetli acıya dayanamayıp hafif sesli bir şekilde "Allah'ım yardım et." diyerek ağlamaya başlamıştım. Tam o sırada önümden bir doktor geçti. Bana baktı ve hemen içerideki çok hanım (!) doktora sordu. Ne konuştuklarını bilemiyorum ama ağlamama dayanamamış olacak ki sevgili doktor bey beni hemen çatala aldı. İsmimi sordu ve "Tamam Yıldızcım. Şimdi senden güçlü bir ıkınma istiyorum."dedi. Ben saf tabii hala büyük çişimin geldiğini zannederek çaresizce "Ya ben ıkınamam büyük tuvaletim var gibi.."deyiverdim. Doktorum gülümseyerek, "Yıldızcım o büyük tuvaletin değil bebeğinin kafası.."dedi. Şaşkınlık ve sancı içinde ıkındım. "Çok güzel ıkınıyorsun. Seni hemen doğuma alıyorum."dedi ve beni alelacele yandaki doğumhaneye aldılar. Çatala nasıl çıktığımı bilmiyorum. Bu süre zarfında hep dua ettim. Kendim kadar başkaları için de dua ediyordum. En çok da bebek sahibi olmak isteyenler içindi dualarım. Çünkü biliyordum doğum anında edilen dualar kabul olurdu. Tevekkül, teslimiyet ve bol dualarla doktorumun yönergelerini yerine getirdim. Taş çatlasın 5 ya da 6 kere ıkındım. Ve bebeğimin doğduğunu fark ettim. O an zaman durmuş gibiydi. Tüm renkler solmuş, tüm sesler susmuştu. Bebeğimi  gördüğüm o an.. Ah şuan nasıl da boğazım düğümlendi. Evet her doğum özel evet bir meleğe kavuşmak her şekilde çok güzel ama normal doğumun tadı bir başka.. Yavrucuğuma kavuşmanın bu denli mucizevi ve muhteşem olacağını tahmin dahi edemezdim. Doktorum bebeğimi eline aldığında bebeğim ağlamaya  başladı. O ses sanırım ölene kadar kulaklarımdan gitmeyecek.. Duyduğum en güzel ses.. Bir ağlama ancak bu kadar mutlu edebilirdi beni..Tabii bunu gören ben de hıçkırıklarla ağlamaya başladım.. Sanırım rahat bir 10 dakika susmadan ağladım. "Allah'ım sana şükürler olsuuuun!"diyerek hıçkırıklarla ağlıyordum. Doktorlarım hem duygulanmış hem de gülmüşlerdi. Kalbim deli gibi çarpıyor, yaşadığım bu mucizevi anın muhteşemliği karşısında sadece ağlamakla yetiniyordum. Allah'ım bu harika bir şeydi.. Bir bebeğe kavuşmak ancak bu kadar güzel olabilirdi. 14.15 de bebeğim dünyaya gözlerini açmıştı. Doğumum yanılmıyorsam sadece yarım saat sürmüştü. Geriye eş ve dikiş kalmıştı. En korktuğum olay epizyotemi başıma gelmişti. Ama olsundu. O an hiçbir şey umurumda değildi. Çünkü meleğim sağlıkla dünyaya gelmişti. Normal doğum bebeği doğurduğun anda son bulmuyordu. Bir de eşi düşürmek gerekiyordu. Bu benim için inanın doğumdan daha zor oldu.  Nihayetinde o da bitti. Derken dikişim başladı. Gerçekten çok zordu. Ama bütün o zaman diliminde sadece yanı başımda olan bebeğimi izledim. 1 ay erken gelmişti. Küvöze alınmadığı için ve korktuğumla sınanmadığım için şükürler ediyordum. 
Minicikti.. 2155 gramlık minicik bir bebekti. İnanamıyordum.. Çok güzeldi.. "Bunu ben mi doğurdum yani gerçekten?" diye defalarca sorguladım kendimi.. O kadar güzeldi ki.. Yenidoğan bebekler biraz çirkin olurlardı.. Ve benim meleğim çok erken doğmuştu. Çok küçüktü. Bu kadar güzel olabileceğine inanamıyordum. Belki de annesi olduğum için bana çok güzel geliyordu.. :) 
İlk kucağıma aldığım ve emzirdiğim anı hiç ama hiç unutamıyorum. O sıcaklığı.. Kokusu... Ah...
Yine burnumun diğeri sızladı..


Doğumdan sadece yarım saat sonra.. Yüzüm sanırım her şeyi çok daha iyi anlatıyor..




Güzeller güzeli meleğim.. Annesinin minik kelebeğii... Dünyadaki ilk fotoğrafı.. 
Erken geldiğimiz için çok hazırlıksız yakalandık tabii..
Ne fotoğrafçımız vardı, ne odası.. 
Ama en önemli şey vardı..
O da annesinin sonsuz sevgisi..



Normal doğum anlatıldığı ve abartıldığı gibi korkunç bir şey değil inanın. Evet ben çok kolay ve güzel bir doğum yaşadım ama şuna inanıyorum ki, tam bir teslimiyet, tevekkül gösterdiğinde Allah kolaylığını da veriyor. Pozitif düşünce, dua ve çokça tevekkül.. 
Çook zor ama çoook muhteşem ! 
Bütün o zorluğa rağmen o anı tekrar tekrar yaşamak isterdim.
Deli miyim neyim ! :) 



Sevgili 3. trimester hiç bitmesen olmaz mı?


3. trimester beni çok üzdün ! 
Tam da hamileliğimi sevmeye, keyif almaya başlamıştım ki ışık hızında geldiii geçti..
Karnımın kocaman olduğu bu güzel dönem benim için harika ötesi geçmişti. 


Çoğu kişinin bahsettiği mide ekşimeleri, kramplar, bel ağrıları falan bana hiç uğramadı çok şükür. Çünkü o ekşimeler, krampları zaten 1. trimesterde fazlasıyla yaşamıştım. 


Beni zorlayan tek şey 30-33 haftalar arasında Masal kelebeğimin sağ kaburgamın altına baskı yapmasıydı..
Onun dışında beni zorlayan hiçbir şey olmadı.


Aksine çok keyifli, eğlenceli ve heyecanlı geçti. Gayet pratiktim..Her işimi kendim yapıyordum. Karnım burnumda evimi süpürüp siliyor, toz alıyordum. Kendimi son derece enerjik ve zinde hissediyordum. 


Hatta uzun yolculuklara bile çıktım.. Gayet aktif ve koşturmacalı bir süreç yaşadım. Bu fotoğraflarda Bursa zamanlarımdan... 


En güzeli de son zamanlar olması nedeniyle yavaş yavaş hazırlıklara başlamaktı.. Artık odası ve diğer şeyler için de hazırlıklara başlamıştık. Her şeyi yavaş yavaş, içime sinecek şekilde yaptım..



Onu beklemek en keyifli serüvenim olacaktı..


En heyecanlı bekleyişti şüphesiz..






Son trimesterde en çok şikayetçi olduğum şey şişliklerimdi.. Yüzüm, ellerim ve ayaklarım balon gibi şişmişti :)


Hatta bazı sabahlar kendimi, patlamaya hazır bir bomba gibi hissediyordum..


Kız çocuğu anneyi çirkinleştirir derler..


Bunun doğruluğuna kendi hamileliğimde kanaat getirdim :)



Kısa süren 3. trimester dönemimi çok ama çok özleyeceğimi bilseydim daha çok tadını çıkarırdım sanırım. Gerçi elimden geldiğince çıkarmaya çalıştım ama...



Yine de geriye dönüp baktığımda her şeye rağmen çok güzel ve keyifli bir hamilelik yaşadığımı düşünüyorum.. Tüm sıkıntılarımı unutturan 2. ve 3. trimester dönemim benim için hayatta tadabileceğim en güzel duyguları da beraberinde getirdi şüphesiz.. 
Dilerim bu eşsiz duyguları isteyen ve dileyen herkes gönlünce, en güzel şekilde yaşar.. 

Hamileliğini şimdiden çooook özleyen taze anne 'Yıldız'

Sevgilerimle ♥

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Yaşasın 2. trimester !


Hamileliğin 2. trimesterine hamileliğin balayı gibi derlerdi de inanmazdım.. Gerçekten de öyleymiş. Benim için kabus gibi geçen 1. trimester döneminden sonra 2. trimester gerçekten ilaç gibi geldi. 14. haftada oldukça azalan mide bulantıları ve kusmalarım 17. haftamda bana veda ettiler..


Artık yeme içmem düzelmiş, karnımı doyurabiliyor olmamın mutluluğunu yaşıyordum. En çok da 4 aya yakındır bebeğimi düzgün besleyememiş olmanın vicdan azabına veda ediyor olmam mutlu etmişti beni.. Artık daha sağlıklı ve düzenli beslenmeye başlamıştım. İştahım yavaş yavaş açıldıkça nasıl mutlu oluyordum.  



20. haftadan itibaren her şey daha da yoluna girmişti. Artık sağlıklıydım. Mide bulantılarım ve kusmalar yoktu. Baş dönmeleri de bitmişti. 38 kiloya düştüğüm 1. trimester döneminin sonundan 2. trimesterde 42 kiloya merhaba demiştim. Yani hamile kaldığım kiloma..


Ve artık hamilelikten keyif almaya başlamıştım. Karnım şişmiş, onun hareketleriyle dünya mutlusu oluyordum. (Bu fotoğraf en sevdiğim hamiş fotoğrafım sanırım :)


Tabii bir de 17. haftamızda cinsiyetimizi de öğrenmiştik. Evimize minik bir kız geliyordu.



Hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren kızım olacağını hissediyordum.. En iyi ultrason anne hisleriymiş meğer..



2. trimester dönemimde açılan iştahım sayesinde yavaş yavaş kilo almaya başlamıştım. 27 yaşıma kadar tartıda en fazla 42 yi görmüştüm. Yukarısına çıkmak hiç nasip olmamıştı.. Meğer hamileliğime kısmetmiş..



Hamileliği bu kadar özleyeceğim aklıma gelseydi her anını çok ama çoook daha güzel yaşardım. (Gerçi ilk trimester dışında çook güzel yaşadığıma inanıyorum ama yine de insan daha da güzel yaşayabilirdim diyor her defasında..)
Hamileliğimde en keyif aldığım dönemlerdi 20'li haftalar.. 
Demem o ki hamileliğin balayıymış gerçekten 2. trimester. Eğer o dönemdeyseniz doya doya her anın tadını çıkararak yaşayın derim :)

Sevgiler ♥

1 Şubat 2017 Çarşamba

Hamilelikte Mide Bulantıları ve Kusmalar



Merhabalar..
Hamilelikte mide bulantılarıyla başı dertte olanlara bir nebze olsun faydam dokunur diye yazıyorum bu yazımı :)

Hamileliğimin ilk haftalarındaki tatlı sabah bulantıları gibi olacak zannediyordum hep hamilelik bulantılarını... Ama işler pek tahmin ettiğim gibi yürümedi..  
7. haftada artan mide bulantılarım 9. haftamda dayanılmaz bir hale gelmişti. Bu süre zarfında ne mutfağa girebildim ne de doğru düzgün bir şey yiyebildim. Buzdolabının kapısını açmaya bile tahammül edemiyordum. Allah'tan annem vardı ve sizi hamileyken iyi anneniz anlardı. Hemen anneme taşındım. Gün geçtikçe mide bulantılarım dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Kokulara karşı olan hassasiyetimden bahsetmek bile istemiyorum. Öyle ki eşimin nefes kokusu bile beni rahatsız ediyordu. En sevdiğim şeyleri bile yiyemez hale gelmiştim. Ama içimdeki minik canlı için aç kalmamam gerektiğini çok iyi biliyor ve ne kadar mide bulantım olursa olsun inadına bir iki lokma da olsa yemeye çalışıyordum. Sağ olsun bu dönemi annemin desteği sayesinde atlattığıma inanıyorum. Her gün mutfağın kapısını kapayarak farklı şeyler denedi ve belki midem bulanmaz da bir parça yiyecek geçer boğazımdan diye çabaladı durdu. Bu zor süreçte meyvelere karşı aşırı bir düşkünlük başlamıştı bende. Daha hafif ve yemesi kolay geliyordu. Özellikle muz ve elma mideme çok iyi geliyordu. Ve karnımın da doymasını sağlıyordu. Hiç unutmuyorum bir gün annemler harika bir kızartma yapmışlar iştahla yiyorlardı. Bir kızartmaya baktım bir de annemlere... Öyle üzüldüm ki hayatta en sevdiğim yiyeceği bile içim almıyordu. Aşırı iştahsızlık ve mide bulantıları hayatımı kabusa çevirmişti. Eğer siz de bu durumdaysanız kendinizi bunu yaşayan tek kişi olarak görmekten vazgeçin! Çünkü ben öyle yapmıştım ve bu kendime eziyetten başka bir şey değildi. Bu hamileliğin son derece normal bir sürecidir ve her anne adayı yaşamasa da çoğu anne adayı bu süreci en zor şekilde yaşar. Zamanla azalıp geçeceğine inanın yeter.

Ben hamileliğimin bu denli zor geçeceğini hiç tahmin etmiyordum. Gözümde çok daha tozpembe ve farklı bir hamilelik süreci canlanmıştı. Sosyal hayatıma devam edemiyordum. Tıpkı bir yatalak hasta gibi yatağa düşmüştüm. Günün çok az zamanında ayağa kalkıp bir şeyler yapıyordum. Aşırı iştahsızlık, geçmek bilmeyen bulantılar ve halsizliğim yüzünden hiçbir şey yapamaz hale gelmiştim. Hayatına, hiçbir şey olmamış gibi, bulantısız devam eden hamileleri gördüğümde o kadar üzülüyordum ki... Sanki dünyadaki tek midesi bulanan hamile benmişim gibi geliyordu. Ve biran önce eski sağlığıma kavuşmak için can atıyor, dualar ediyordum. Bulantılar beraberinde kusmaları da getirdiğinde artık kabus gibi günlerin içindeydim. O kadar mutsuzdum ki... Hayattan tat alamıyor ve biran önce bu kabus günlerin bitmesi için her gün dua ediyordum. Su bile midemi bulandırıyordu. Kusmalarımın yoğunlaştığı o zor zamanlardan birinde artık annem ve eşim dayanamadılar ve hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Eşimle akşam acile gittik. Kontroller ve tahliller sonrasında bir kez daha ultrasonda bebeğimi gösterdi çok tatlı bir doktor. Çok endişeliydim. Mide bulantılarım ve kusmalardan dolayı yeterli beslenememiş bebeğimin de beslenememesinden aşırı derecede korkuyordum. Korkularımı ve endişelerimi doktorla paylaştım. "Merak etme annesi, bebeğin senden daha sağlıklı görünüyor."dediğinde tam anlamıyla dünyalar benim olmuştu. Ne ilginç şeydi yaşadığım. Minicik çekirdek kadar olan bebeğim iyi diye o an yaşadığım mide bulantılarını bile unutmuştum. Oysa günlerdir kendimi suçluyor, vicdan azabıyla yumuyordum gözlerimi.. Ya bebeğim iyi beslenemiyorsa diye kendimi yiyordum. Doktorun sözleri beni çok rahatlattı. Ve bir de mide bulantısı için ilaç verdi. İçime sinmeye sinmeye aldık eczaneden. Ve kullanmaya başladım. Sonuç mu? Hiçbir etkisini görmedim! Gerçekten hiçbir etki etmedi. Bir iki saat azalıyor sonrasında yine banyoya koşuyordum kusmak için.

9. - 15. haftalarım bulantılarımın ve kusmalarımın en doruk noktaya ulaştığı zamanlardı.. 16. haftamda hafiflemeye başladı.. Derken 17. haftamda artık baya baya bulantıların azaldığını fark etmiştim.. Kusmalarsa çok nadirleşmişti.. 18. haftamda tamamen kurtuldum şükürler olsun..  Şunu unutmamak lazım, hamilelik her bünyede farklı yaşanan bir durum. Ver her hamile gibi bende bu süreci farklı şekillerde yaşadım. Bir doktor  bulantıların 21. haftaya kadar bile sürmesinin normal olduğunu söylemişti. Benimki tam olarak 18. haftada son buldu. Bir arkadaşımın 15. haftada bitmişti. Bir başka arkadaşımınsa hiç ama hiç bulantıları olmamıştı.. Eğer sizinki hala geçmiyorsa üzülüp strese girmeyin.. Ve lütfen bunun hamileliğin çok doğal bir süreci olduğunu ve zamanı geldiğinde biteceğini, geçeceğini unutmayın..

Aşağıda bana iyi gelen besinleri, iyi gelmeyen besinleri ve önceden tecrübe edindiğim kadarıyla birkaç küçük tavsiye sıraladım..

Umarım size faydası dokunur ♡


İyi Gelenler:
♥ Haşlanmış patates. (Benim favorim buydu kesinlikle.)
♥ Elma, muz, kavun, ayva (hamileliğim kış dönemine geldiği için bu meyveler kurtarıcımdı. Hamileliği yaz dönemine gelenler çok daha şanslısınız bence :)
♥ Evde mayalanmış yoğurt
♥ Az yağlı ve yine az salçalı makarna
♥ Kızarmış ekmek
♥ Tuzlu çizi kraker (Bulantımın çok olduğu zamanlarda açlığımı bastırmak için birebirdi.)
♥ Doğal maden suyu
♥ Çiğ ay çekirdeği

İyi Gelmeyenler - Tavsiyeler:
♥ Yağlı yiyeceklerden uzak durun. Midenizi bulandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
♥ Portakal (Her ne kadar çok faydalı olsa da bulantılarla birlikte kusmalar da yaşıyorsanız bir süre ara verseniz iyi olur. Aksi halde kusma işlemi sırasında portakaldaki yoğun asit size çok ama çok zor zamanlar yaşatacaktır.)
♥ Baharatlı yiyeceklerden de uzak durun. 
♥ Asitli yiyecek, içecek ve meyvelerden olabildiğince uzak durun. 
♥ Mideniz bulandığında bir iki küçük limon dilimi yemenizde, koklamanızda ya da suyunuza sıkmanızda büyük fayda göreceksiniz. 
♥ Midenizi boş bırakmayın. Mutlaka yağsız, baharatsız bir şeyler tüketin. Mideniz boş kalmasın. Az da olsa bir iki lokma da olsa yemeye gayret gösterin. Aksi halde boş mide bulantıyı daha çok artıracaktır. 
♥ Zencefil koklayın. Bir miktar da olsa bulantılarınızı azaltacaktır. 
♥ Stresten uzak durun. Yani mide bulantılarınızı kafanızda büyütmemeye çalışın. Stres mide bulantılarını aşırı derecede tetikliyor bilginize...

Umarım bu yazım biraz içini ferahlatmış, yardımcı olmuş ve faydam dokunmuştur..

Sevgiler ♥

Hamileliğimi öğrenmem ve 1. trimester dönemim ♡




Merhabalar..
Aslında bu yazıyı çok daha önceden yazmam gerekiyordu ama yazacaklarımı zihnimde toparlayıp blog başına geçebilme cesaretini anca bulabildim kendimde. 

Gelelim hamilelik hikayeme :)


Hamileliğin en önemli belirtisi güçlü bir şekilde hamile olduğunu hissetmekmiş.. İnternette bunu okuduğumda bana pek inandırıcı gelmemişti. Ama doğruymuş. Ben hamile olduğumu ilk ayımdan bu yana hissediyordum. Gereksiz duygusallığımdan ziyade içimdeki o güçlü his bana sürekli hamile olduğumu söylüyordu. Ama tabii bunu kimseye söylemedim. Bu süre zarfında en saçma şeylere bile ağlıyor ve ilginç bir şekilde kendimde tarif edemediğim bir şeylerin değiştiğini hissediyordum. Bana çok ama çok uzak gelen "anne"liğin nedense biranda içime işlendiğini, kalbimi saran sıcacık bir duygu haline geldiğine şahit oluyordum. Ama bunun üzerinde çok durmadım ve sanki bütün bunları hissetmiyormuş gibi yaşamaya devam ettim. Taa ki vücudum birtakım sinyaller verene kadar..
Aşırı açılan iştahım, sık idrara çıkmam, göğüslerde oluşan aşırı hassasiyet ve özellikle sabahları meydana gelen kasık ağrılarım bana vücudumda bir şeylerin değiştiğini net bir şekilde söylüyordu. İyiden iyiye hamile olduğumu hissetmeye başlamıştım. Ve bunu en yakın hissettiğim birkaç kişiye de söylemeden edemedim. Ama emin olabilmek için acele etmedim. Günümün geçmesini bekledim ve nihayetinde eşime bir test almasını rica ettim. Uyku tutmadı tabii.. Saat 9, 10'lara kadar uyuyan Yıldız sabahın 6sında açtı gözlerini. Bir minik heyecan sardı tüm bedenimi.. Sabah ilk idrarla testi uyguladım. 5 - 10 dakika kadar bekledim ve test çubuğunda oluşan çizgilere dikkatle baktım. İkinci çizgi koyu ve bariz bir şekilde göz kırpıyordu bana. Mutluluk ve şaşkınlık karışımı tuhaf bir duyguya kapıldım. Evet resmen hamileydim. Testin yanılma payının olup olamayacağı konusunda sorular ışık hızıyla geçiyordu zihnimden. Hemen test çubuğunun prospektüsüne baktım. Çizginin çıkmaması ya da silik çıkması durumunda yanılma payı olabiliyor ancak net şekilde beliren ikinci çizgide herhangi bir yanılma payı olmayacağı yazıyordu. O anın verdiği heyecanla eşime test çubuğunun fotoğrafını gönderdim ve "Baba oluyorsun." yazdım. Neden o şekilde haber verdim bilemiyorum sanırım çok heyecanlanmış ve şaşırmıştım. O yüzden eşimin öğrendiğindeki tepkisini göremedim ve hala da çok merak ediyorum. Ardından da hemen, benden bu haberi duymak için sabırsızlanan ve senelerdir bekleyen anneme haber verdim sabırsızlıkla.. Arkasından kız kardeşlerim gibi gördüğüm kuzenlerime..Herkeste bir mutluluk, bir heyecan. Sabahın köründe mutluluğuma ortak oluyorlardı. Hiç unutmuyorum. Tarihlerden 8 Ekimdi. Öğlen bu haberi duymak için sabırsızlanan canım dostuma haber verdim. O da mutluluğumu paylaşıp, bu güzel haberi kutlamamız gerektiğini söyledi. Gün içinde onunla buluştum. Ve minik ama benim için dünyalara bedel hediyesiyle beni benden etti. Yeğenine minik çoraplar almıştı. İlk hediyesi teyzesinden demişti kocaman gülümseyerek.. Onunla güzel haberi kutladıktan sonra annemlere doğru yola çıktım. Güzel haberi kucaklaşmalar ve gülücüklerle kutladık. Ama yine de emin olabilmek için kan testine ihtiyacım vardı. Birkaç gün sonra bir devlet hastanesinden randevu aldık ve eşimle yola çıktık. Randevu saati geldiğinde acemiliğim, tecrübesizliğim, şaşkınlığım, heyecanım ve sevincim birbirine karışmıştı. İçeri girdiğimizde "kuralları" gereği baba adayımızı dışarı çıkardılar. Şaşkınlık ve kızgınlık içinde bu saçma uygulamaya içimden saydırırken hayallerimdeki sahne tuzla buz olmuştu. Hayallerimde hep filmlerdeki gibi bebeğin varlığını birlikte öğreniyor, sevinçle birbirimize bakıyorduk. Ama hayat her zaman planladığın ve hayal ettiğin gibi olmuyor işte :d
Kan testi yaptırdıktan sonra tekrar gittik. Ve hamileliğimin kesinleştiğini söyledi ve beni ultrasona aldı doktor. Hamilelik kesesinin oluştuğunu ama bebeği göremediğini söyledi. Tabii içimi bir korku kapladı. Çok küçük olabileceğini ve bu yüzden göremediğini dolayısıyla 2 hafta sonra tekrar gelmemi söyledi. Belirsizliklerle ayrıldım oradan. Bundan sonraki dönemde hem mutluluk hem de birtakım endişelerle beraber tatlı bir heyecanla yaşadım. Sabah kalktığımda hafif mide bulantıları ve kasık ağrıları yaşıyordum. Kasık ağrılarının bebeğin anne rahmine yerleşmesi sonucu oluşan doğal bir olay olduğunu araştırmıştım. Sabah bulantılarınınsa hep o hafiflikte devam edeceğini sanıyordum. Beni bekleyen zor zamanları tahmin bile edemiyor hamilelik sürecimin tozpembe geçeceğini zannediyordum. O 2 hafta içinde bulantılarım iyice artmış kendimi daha yorgun, halsiz ve mutsuz hissediyordum. 2 hafta sonundaki randevuda başka bir doktor ilgilenmişti benimle. Biraz gergindim. Kesenin boş olması ya da bebeğin kalp atışlarının oluşmaması ihtimali beni az da olsa endişelendirmişti. Nihayet güzel haberi aldım doktordan. Ultrasonda nokta gibi bir şey gösterdi. "Bak!" dedi. "Şuradaki karaltı bebeğin.." Nerede neyi gösteriyordu anlayamadım ama çok mutlu olmuştum. Benden bir parça bir can parçası vardı içimde. 8 hafta 4 günlük olduğunu söyledi. İnanamadım. 2 hafta öncesinde gittiğimde 6 haftalık bir bebeği nasıl görememişti anlamamıştım ama bu beni çok da ilgilendirmiyordu o anda. Çok heyecanlı ve mutluydum. Bebeğin kalp atışlarını dinletti bana doktor hanım. Allah'ım hayatımda duyduğum en güzel ses. Hatırladıkça hala duygulanıyorum. Gözlerim yaşarıyor... 
Doktor birkaç tavsiye ve takviye verdikten sonra İkili Test için 3 hafta sonra gelmemi söyledi. 

7. haftada artan mide bulantılarım 9. haftamda dayanılmaz bir hale gelmişti. Bu süre zarfında ne mutfağa girebildim ne de doğru düzgün bir şey yiyebildim. Buzdolabının kapısını açmaya bile tahammül edemiyordum. Allah'tan annem vardı ve sizi hamileyken en iyi anneniz anlardı. Hemen anneme taşındım. Gün geçtikçe mide bulantılarım dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Kokulara karşı olan hassasiyetimden bahsetmek bile istemiyorum. Öyle ki eşimin nefes kokusu bile beni rahatsız ediyordu. En sevdiğim şeyleri bile yiyemez hale gelmiştim. Ama içimdeki minik canlı için aç kalmamam gerektiğini çok iyi biliyor ve ne kadar mide bulantım olursa olsun inadına bir iki lokma da olsa yemeye çalışıyordum. Sağ olsun bu dönemi annemin desteği sayesinde atlattığıma inanıyorum. Her gün mutfağın kapısını kapayarak farklı şeyler denedi ve belki midem bulanmaz da bir parça yiyecek geçer boğazımdan diye çabaladı durdu. Bu zor süreçte meyvelere karşı aşırı bir düşkünlük başlamıştı bende. Daha hafif ve yemesi kolay geliyordu. Özellikle muz ve elma mideme çok iyi geliyordu. Ve karnımın da doymasını sağlıyordu. Hiç unutmuyorum bir gün annemler harika bir kızartma yapmışlar iştahla yiyorlardı. Bir kızartmaya baktım bir de annemlere... Öyle üzüldüm ki hayatta en sevdiğim yiyeceği bile içim almıyordu. Aşırı iştahsızlık ve mide bulantıları hayatımı kabusa çevirmişti. Eğer siz de bu durumdaysanız kendinizi bunu yaşayan tek kişi olarak görmekten vazgeçin! Çünkü ben öyle yapmıştım ve bu kendime eziyetten başka bir şey değildi. Bu hamileliğin son derece normal bir sürecidir ve her anne adayı yaşamasa da çoğu anne adayı bu süreci en zor şekilde yaşar. Zamanla azalıp geçeceğine inanın yeter.
Bu konuda dertli olan hamile arkadaşlarıma iyi gelecek, tavsiyelerimin de bulunduğu küçük yazıma "buradan" ulaşabilirsiniz. Eminim ki bu sebepten zor zamanlar yaşayanlara az da olsa faydalı ve yardımcı olacaktır.

Neyse, hamileliğimin bu denli zor geçeceğini hiç tahmin etmiyordum. Gözümde çok daha tozpembe ve farklı bir hamilelik süreci canlanmıştı. Sosyal hayatıma devam edemiyordum. Tıpkı bir yatalak hasta gibi yatağa düşmüştüm. Günün çok az zamanında ayağa kalkıp bir şeyler yapıyordum. Aşırı iştahsızlık, geçmek bilmeyen bulantılar ve halsizliğim yüzünden hiçbir şey yapamaz hale gelmiştim. Hayatına, hiçbir şey olmamış gibi, bulantısız devam eden hamileleri gördüğümde o kadar üzülüyordum ki... Sanki dünyadaki tek midesi bulanan hamile benmişim gibi geliyordu. Ve biran önce eski sağlığıma kavuşmak için can atıyor, dualar ediyordum. Bulantılar beraberinde kusmaları da getirdiğinde artık kabus gibi günlerin içindeydim. O kadar mutsuzdum ki... Hayattan tat alamıyor ve biran önce bu kabus günlerin bitmesi için her gün dua ediyordum. Kusmalarımın yoğunlaştığı o zor zamanlardan birinde artık annem ve eşim dayanamadılar ve hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Eşimle akşam acile gittik. Kontroller ve tahliller sonrasında bir kez daha ultrasonda bebeğimi gösterdi çok tatlı bir doktor. Çok endişeliydim. Mide bulantılarım ve kusmalardan dolayı yeterli beslenememiş bebeğimin de beslenememesinden aşırı derecede korkuyordum. Korkularımı ve endişelerimi doktorla paylaştım. "Merak etme annesi, bebeğin senden daha sağlıklı görünüyor."dediğinde tam anlamıyla dünyalar benim olmuştu. Ne ilginç şeydi yaşadığım. Minicik çekirdek kadar olan bebeğim iyi diye o an yaşadığım mide bulantılarını bile unutmuştum. Oysa günlerdir kendimi suçluyor, vicdan azabıyla yumuyordum gözlerimi.. Ya bebeğim iyi beslenemiyorsa diye kendimi yiyordum. Doktorun sözleri beni çok rahatlattı. Ve bir de mide bulantısı için ilaç verdi. İçime sinmeye sinmeye aldık eczaneden. Ve kullanmaya başladım. Sonuç mu? Hiçbir etkisini görmedim! Gerçekten hiçbir etki etmedi. Bir iki saat azalıyor sonrasında yine banyoya koşuyordum kusmak için. Bulantılar ve kusmalar devam ederken 11. haftamda 2'li Test için tekrar hastaneye gittim. Önce ultrasonla bebeğe baktı doktor... Ense kalınlığı vs. her şey normal gözüküyordu. Yani doktorumuz öyle söyledi. "Herhangi bir sıkıntı var mı? Gelişimi nasıl?" diye sorduğumda farklı bir doktordan yine aynı cevabı almıştım. "Bebeğin senden daha iyi annesi hiç endişelenme... Her şey normal görünüyor. Bir de kan alacağız senden 2'li test için."dedi. Tam 4 kilo birden vermiştim. "Hastaneye yatış vereyim mi ister misin?"dedi doktorumuz zayıf bünyeme bakarak. "Hayır."dedim kararlılıkla. Midem bulansa bile hastanede yatmak en son isteyeceğim şeydi. Büyük bir mutlulukla kan verdim ve sevinçle evime döndüm. 2'li test sonuçlarım 1 hafta sonra belli olacaktı. Ama içim rahattı. Ultrasonlarda hep bebeğimin çok iyi olduğu söyleniyordu. Derken 1 hafta sonrasında sonuçlarımı almaya anne ve babamla birlikte gittim hastaneye. Doktor ultrasona geçmemi söyledi. Sonra bilgisayarından kan sonucuma baktı ve ultrasona gerek duymadığını söyleyerek ciddi bir yüz ifadesiyle toparlanmamı istedi. Ters bir şeylerin olduğu yüzünden belli oluyordu. Dikkatle baktım suratına. Tok bir ses ve beton gibi anlamsız bir ifadeyle "Canım sonuçların sınırı geçmiş. Bebeğin sakat olabilir. Amniyosentez öneriyoruz. Seni riskli gebeliğe yönlendiriyorum hemen git."dedi ve elime sonuçların olduğu o kağıt parçasını tutuşturdu. Hayatımda yaşadığım en ama en berbat gündü sanırım. Dünyam tam anlamıyla başıma yıkıldı o an diyebilirim. Gözlerim yanıyordu. Gözyaşlarım onları serbest bırakmam için var gücüyle savaşıyorlardı. Boğazımda oluşan yumruyla benden bir şeyler söylememi bekleyen anne babama baktım acıyan gözlerimle. Sonra benden izin almadan hoyratça dökülüverdiler gözyaşlarım. O an onlara ne dedim inanın hatırlayamıyorum ama anne babamın yüz ifadelerini unutmam mümkün değil... Beni yönlendirdikleri odada beklediğim o 10 dakika. Hayatımın en uzun en karanlık en acı 10 yılı gibiydi. Kalbim acıyordu. Bir kadın uzunca bir şeyler anlattı ve amniyosentezden bahsetti. Amniyosentezi bilenler bilir ama bilmeyenler için minicik bir dipnot düşeyim.
 -- Amniyosentez, anne karnında ince ve uzun bir iğne yardımıyla bebeğin bulunduğu bölgeden amniyon sıvısının alınma işlemidir. Ve bu işlemde % 0.5  yani 200 de 1 olasılıkla bebeğin kaybedilme riski vardır. --

O kısacık anda karar vermem için gözüme baktı hissiz kadın. Tabii ki böyle bir riski göze alamazdım. Nihayetinde bebeğim sakat (ki bu kelimeyi kullanmaları beni çok rahatsız ediyor. Down sendromlu demek daha doğru..) bile olsa onu asla ama asla aldırmayı düşünmezdim. Allah kimseye böyle zor bir imtihan vermesin ama verecek olsa bile o bana her şekilde verilmiş bir hediyeydi ve ben bu riskli işlemi yapıp o hediyeye zarar verme olasığını yaratamazdım. Tabii ki kabul etmedim. Yaptırmayacağımı belirten bir kağıt imzalayıp oradan çıktım. Odadan çıktıktan sonra olanları anne babama anlattım. Annem verdiğim kararın çok doğru olduğunu ve her zaman yanımda olduklarını söyleyerek beni teselli etti. Tam o sırada eşim aradı. Merak etmişti sonuçları. Bende doktor gibi aynı acımasızlıkla bir çırpıda söyleyiverdim. Kısaca anlattım olanları. 10 yıldır beraber olduğum adamın, o an telefondaki en uzun sessiz kalışını dinledim. Hiçbir şey diyemedi. Sesi çıkmadı. Muhtemelen o da benim gibi "yıkılmıştı."
Eve geldiğimizde kendimi yatağa gömdüm ve uzun uzun ağladım. Hayatımın en zor zamanlarını yaşıyordum. Yaşadığım acının tarifi yoktu. Gözlerim yanıyor, kalbim onlarca parçalara ayrılmıştı. Mide bulantılarım ve kusmalarım iyice artmış, içimdeki mutsuzluk ve çaresizlik hissi beni soğuk, karanlık ve dipsiz bir kuyuda tek başınaymışım gibi hissettiriyordu. Üşüyordum ve gerçekten ilk kez kendimi bu kadar çaresiz hissediyordum. O iki gün içinde hastalandım. Bedenimden çok ruhum hastaydı. Bir gece bu yoğun üzüntüye daha fazla dayanamayan bedenimin sancısıyla uyandım. Zaten zar zor uyuyordum. Bölük pörçük uykuların arasından sızlayan kemiklerimin acısıyla uyandım. Midem aşırı derece bulanıyor ve her an kusacak gibi hissediyordum. O gece sabaha kadar titredim ve kustum. Sabah beni hastaneye kaldırdılar. Özel bir hastaneye götürmeyi tercih etmişlerdi bana rağmen. Çok tatlı bir doktor halsizlikten ve hastalıktan kurumuş bünyemi görünce dayanamamış olacak ki "Gel yavrucum."dedi şefkatle. Hemen ultrasona aldı. Bebeğin sağlığına bakmalıydı. Olanları anlattım. Değerleri gösterdim. Doktorum bana endişelenmemem gerektiğini, bu testlerin sadece istatistiksel bir veri olduğunu ve hiçbir teşhis içermediğini söyledi. Amniyosentez sonucu pozitif (yani down sendromlu) çıkan bebeklerin bile sadece çok ama çok nadir sayıda gerçekten down sendromlu olduğunu söyledi. Bebeğin gayet iyi göründüğünü söyledi. Ve "Kıza benziyor."dedi. İçim öyle rahatlamıştı ki... Bana bu testlerden bu şekilde detaylı bahsedilmemesinden ve sanki bebeğim gerçekten sakat doğacakmış gibi acımasızca hemen riskli bir işleme yönlendirmelerinden dolayı içimde biriken kızgınlığı atamıyordum. Doktorum kocaman bir serum verdi bana ve dinlenme odasına aldı. 17. haftamda 3'lü test için tekrar gelmemi söyledi.
O gün sonrasında kendimi daha iyi hissediyordum. Serum çok iyi gelmişti. Mide bulantılarımı azaltmıştı. Kusmalarım kesilmiş, kendimi daha iyi hissediyordum. Ve bu sürede içimde bir şüphe de olsa moral olarak çok daha iyiydim. Hamile olduğumu öğrendiğim ilk andan beri kızım olacakmış gibi hissediyordum ve doktor kıza benziyor demişti. Ultrasonda onun minik hareketlerini izlemiştim. Bu bana çok büyük bir güç ve moral vermişti. Daha rahat yemeye başlamıştım. Daha sonraki günlerde çevremde bu test sonuçları yüksek çıkıp gayet sağlıklı bebekler doğuran bir sürü kişiyle konuştum. Hatta biri amniyosentez yaptırmış ve sonucu %99.9 down sendromlu çıktığını söylemişti. Hamileliği boyunca kendini buna hazırlamış ve down sendromlu bir bebeğe nasıl bakarım diye derin çaplı araştırmalar yaptığını söylemişti. Sonuç olarak bebeğinin gayet sağlıklı 2 yaşında bir kız çocuğu olduğunu söylemiş ve bana bu tamamen istatistiksel değeri olan testler yüzünden en güzel zamanlarımı stresle geçirmemem gerektiğini tembihlemişti. Bir iki değil onlarca kişiden duyduğum bu aynı sözler beni oldukça rahatlatmıştı. 3'lü Test yaptırmaya gittiğim gün bebeğimin cinsiyetini öğrendim. Minik Kelebeğim'in Kız olduğunu söyledi doktorum. "Emin misiniz?" diye sorduğumda, "%99.9 kız... O %1 lik kısım da bilimin yanılma payı olsun."dedi. Bebeğimin çöp gibi bacaklarını gördüm. Kordonuyla oynadığını izledim. Kalp atışlarını dinledim. Allah'ım... O kadar mucizevi bir şeydi ki.. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Eşim heyecandan ve mutluluktan sürekli gülüp duruyordu. Bir kızı olacağını öğrenmişti. Ve biz onu her şekilde kabullenmiş çoook sevmiştik. O Allah tarafından bize gönderilen kutsal ve en güzel hediyeydi... Bebeğimin ense kalınlığının, burun kemiğinin her şeyin çok normal olduğunu söyledi. Bebeğin tam olarak nasıl olduğunu ancak ve ancak tam olarak doğumda görebiliriz dedi doktorum. 17. haftamda kusmalarım bitmiş mide bulantım azalmış iştahımsa yavaş yavaş açılmıştı. Bir hafta sonrasında sonuçlarımı almaya gittiğimizde kan testim yine riskli çıktı. Üstelik kan değerlerim çok ama çok düşmüştü. Bana takviye kan ilacı verdi ve yine (zorunda olduğu için) amniyosentez önerdi. Ve ben üzülerek yine kabul etmedim. Aynı kağıdı tekrar imzaladım. Biliyordum bu tamamen istatistiksel bir veriydi. Yani sadece bir ihtimal. 2'li Testte olduğu kadar olmasa da bunda da biraz üzüldüm ve ağladım. Tam ağlarken karnımda minicik bir tekme hissettim. Tam o anda... Allah içime inanılmaz bir dirayet verdi. Sanki üzülmemem için bana sinyal veriyordu minik meleğim. Kıpırdanışlarını hissettim. Ağlayamadım bile. Şaşkınlıkla bakakaldım birkaç dakika öylece. Evet evet resmen içimde hareket ediyordu. Gözyaşlarımı sildim ve Allah'a tam bir teslimiyet gösterdim. Ne gelecekse senden razıyım dedim. Ama lütfen bebeğim sağlıklı olsun dedim. Tevekkül ettim. O günden sonra mide bulantılarım ve kusmalarım tamamen bitti. Sadece sürekli düşen tansiyonum ve sürekli dönen başım beni biraz yoruyordu. Dışarıya çıkamıyordum korkumdan yolda bayılırım falan diye. Doktorum bebek büyüdüğünden ve daha fazla kan pompaladığından dolayı beni de halsiz bıraktığını, kan ilacı ve yeterli beslenmemle bu sorunu da atlatabileceğimi söyledi. O gün bir de anneanne tavsiyesiyle pekmeze başladım. Her gün bir çorba kaşığı mutlaka içiyorum. Etkisi inanılmaz ! Zımba gibi kalkıyorum yataktan. Arada sırada aklıma geliyordu o testler ve içimdeki şüphe beni yemeye başlayıp olumsuz şeyler düşünmeye başladığımda hemen hareket ediyor bir tekme sallıyordu pıtırcığım benim. O zaman kendisine yaşattığım stres ve üzüntüden dolayı özür diliyor onun mutlu olması için bende tüm gücümle mutlu olmaya çalışıyordum. 
Hala da öyle... Tevekkül ediyorum, dua ediyorum... Allah'a sığınıyorum. Şuan 21 hafta 3 günlüğüz. Biliyorum ki bu dünyada hiçbir şeyin garantisi yok. Her şey O'nun takdirinde. O ol der ve olur. Keşke o zamanda kendimi boş yere hırpalayıp o kadar üzülmeseydim. Boş yere strese girip bebeğimi de olumsuz etkiledim. Çok ama çok pişmanım. Bu yazıyı da yazıyor olmamın en büyük nedeni bu. Sakın ama sakın siz de benim düştüğüm hataya düşmeyin. Güzel düşünün, güzele inanın güzel olsun. Allah ne güzel vekildir... Ben bana verdiği hediyeyi her şekilde çok sevdim. Seveceğim de... Ve inanıyorum ki her şey çok güzel olacak Allah'ın izniyle..
Ben her zaman güzel düşünmekten ve güzele inanmaktan yanayım. Çok şükür hiçbir zaman da bu yüzden pişman olacak şeyler yaşamadım. Ne kadar tevekkül ettiysem o kadar mutlu oldum şu hayatta.
Bugünlerde bebeğimle çok mutluyuz. Sevdiğimiz şarkılar dinliyor, örgü örüyor, dikiş dikiyor, kitap okuyoruz. Bol bol Allah'ı zikredip, namaz kılıyoruz. Bu ruhumuza da bedenimize de çok iyi geliyor. Sabahları çok enerjik oluyoruz. Yiruma dinliyoruz akşamları ve o güzel ezgilere tekmelerimizle eşlik ediyoruz. 

İçimi tamamen döktüm sanırım. Herkes çok tozpembe ve sorunsuz bir hamilelik yaşadığımı zannediyor olabilir. Ama hayatımda hiçbir şey bana gümüş tepsiyle sunulmadı. Huzur ve mutluluğa kavuşabilmem için hep zorlu imtihanlarla baş etmek zorunda ve tevekkül etmek zorunda kaldım. Sabrettim. Tevekkül ettim. Dua ettim. Güzel düşündüm.. Biliyorum bunlarda benim imtihanımdı... İmtihanlar hiç bitmeyecek... Önemli olan bu imtihanlar karşısındaki duruşunuz, sabrınız, şükrünüz ve tevekkülünüz... Allah'ın öyle hassas bir terazisi var ki... Sizin şer zannettiğiniz olaylar aslında güzelliklere açılan birer ışıklı kapı. Yeter ki inancımızı tam, yüreğimizi temiz tutalım.

Ne uzun bir yazı oldu...  Sıkılmadan okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Sabrınız içinse söyleyecek söz bulamıyorum...

Allah bu güzel ama aynı zamanda en zor şey olan "annelik" duygusunu isteyen herkese en güzel, en hayırlı, en sağlıklı şekilde nasip etsin inşallah..

Mutlulukla kalın ♥



9 Aralık 2016 Cuma

Minik bir misafirim var ! ♡




Merhabalar ♡ 
Uzun zamandır yazmayışımın en güzel sebebi bu minik ayakkabıların sahibi.. 

Evet Allah izin verirse minik bir misafirim var :) 

Şimdilik bunu söylemek istiyorum. Çünkü yazacak o kadar çok şey var ki... Bütün o biriken şeyleri bir sonraki posta saklıyorum.. 

Hamileliğimden önceki yoğun iş tempom, hamile olduğumu öğrenmem ve hamileliğim... 

Hepsini yazmak için sabırsızlanıyorum. Fakat biraz daha zamana ve daha iyi hissetmeye ihtiyacım var sanırım.. 


Şimdilik bu kadar.. Bir sonraki postta görüşmek üzere 💕 


Sevgiler ♡

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Kimberley Freeman ~ Deniz Feneri Koyu Kitap Yorumu


 Merhabalar ♥
Uzun süredir yazamıyorum ve ben blogumu çok özledim. Fırsatını da bulmuşken küçük  de olsa bir yazı yazayım dedim. Bu yazımda sizlere Kimberley Freeman'in güçlü kaleminden çıkan Deniz Feneri Koyu kitabı hakkında birkaç şey söyleyeceğim. İnstagramda @fiyonkkmakarna Sumru'mla okuduğumuz "Deniz Feneri Koyu" nu bitireli çok oldu ama bir türlü kitap hakkındaki düşüncelerimi yazamadım.. Bu yüzden kitap hakkındaki kısa düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Kır Çiçeği Tepesini de çok beğenmiştim. Bu kitabı da beni çok heyecanlandırdı.. Özellikle sonlarına doğru gerçekten çok heyecanlandım ve duygulandım.. Sonu beklediğimden daha iyiydi.. Sadece Isabella karakterini sevemedim nedense.. Problemli bir tipti.. Ama farklı tipler okumak da çok keyif verici.. Her kitap her insanda aynı etkiyi yaratmaz muhakkak ama ben çok sevdim ya ! Gelsin yenisi diyorum ! 
Ve eğer hala yazarın kitaplarını okumadıysanız; gidin ve kendinize Kır Çiçeği Tepesi ile  Deniz Feneri Koyu temin edin !
Kitapla ilgili çook güzel alıntılar not etmiştim ama şuan kitap yanımda olmadığı için aklımda kalan şu küçük alıntı ile kapanışı yapayım;


 "Oysaki iyileşmek bir nevi unutmak demekti." ~ Deniz Feneri Koyu ~ ⛵

Sevgiyle Kalın ♥

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Cennetin Rengi ~ E.V. Mitchell Kitap Yorumu ♥



334 sayfadan oluşan ve kapağına bayıldığım Cennetin Rengi hayatımda okuduğum en akıcı kitaptı diyebilirim. Bir çırpıda bitti. Hatta öyle ki ne ara bitti anlamakta güçlük çektim. Beni aşırı derecede etkileyen bir kitap değildi ama hikayeyi sevdim. Birkaç mantık hatası dışında kitap gayet iyiydi. Ama ben mantığa çok da önem verenlerden değildim. O yüzden keyifle okudum bu güzel kitabı. Yazarın üslubu, karakterler, kurgu her şey dozundaydı. Beklediğim kadar iyiydi. Hikaye Sophie 'nin dilinden başlıyor ve birden Cora'dan bambaşka bir hikayeyle devam ediyor.. Nihayetinde Sophie ile son buluyor. Ama nedense ben en çok Cora'yı dinlemeyi sevdim. Nedense içimi daha bir ısıttı hikayesi. Sanırım Sophie 'nin fazlaca dert küpü hikayesi pek de içimi açmamıştı :) Kısa bir dipnot eklemek gerekirse hikayede en çok Matt karakterini sevdim. Nedenini bilemiyorum ! Belki okuyanlarınız varsa bana hak vereceklerdir. Ya da okuduktan sonra hak verirsiniz :)
Her neyse çok fazla spoiler verecek değilim kitap hakkında. Okumak isterseniz şayet tavsiye ederim.
Ben 2 gün gibi bir sürede bitirdim ve gerçekten akıcı bir kitaptı. Bir çırpıda okuyup mutlu sonla bitmesine şaşırmadığım da bir kitap oldu kendisi. Bakalım devamı olan Kaderin Rengi nasıl bir kitapmış :) Muhtemelen bir hafta içinde onun da yorumunu görebilirsiniz :)



Kitapla ve sevgiyle kalın ♥



Sevgilerimle ♥

12 Mayıs 2016 Perşembe

Baharda "baharyildizi" ♥ İnstagram Günlükleri ~


Selamlar ! 
İlkbaharda sadece doğa canlanmıyor. Benim çiçek ruhum da canlanıyor :) 
Beni instagramdan (önceden beri) takip edenler iyi bilirler. Çiçek, kahve ve kitap eksik olmaz profilimden.. Bu ilkbaharda çiçek kokuttum profilimi :)
Küçücük bir instagram turu fena olmaz diye düşündüm.. 
İşte ilkbaharda "baharyildizi"nda durumlar böyleydi ♥


Sümbüllere bayılırım hele de pembelerse ♥











Telefon kabım çok tatlı değil mi? İnstagramdan bir arkadaşım bunu kendisi tasarlıyor. Buna ve diğer güzel güzel tasarım kaplara sahip olmak isterseniz @gozluklup  sayfasından iletişime geçebilirsiniz :)




En sevdiğim fotoğraflarımdan oldu bu kiraz çiçeği fotoğrafı ! Tek kelimeyle bayıldım !



Evet, "Bahar Yıldızı" Bursa gezisinde kuzu da sevdi ♥







Ve en sevdiğim yerlerden Gölyazı ♥






Bahar demek çilek demek ♥









Tabii ki bir takım pembiklikler de boy gösterdi profilimde :)


Güzel fincanım, Ankara'daki Taçev gezisinde mağaza sahiplerinin zarif hediyesidir ♥
Sahip olmak isterseniz @tacev sayfasına bir göz atın derim :)


Leylaksız bir bahar düşünebilir mi? ♥


En çok da bu güzel kolye mutlu etti beni ilkbaharda.. Benim için hazırlamış zarif yürekli insanlar ♥ Nasıl da güzel.. Bir kolye ancak beni bu kadar güzel anlatabilirdi diyorum :) Kitaplar, kahve, çiçek ve fotoğraf makinesi ♥ Tek kelimeyle baharyildizi'nin özeti :)
Eğer bu güzel madalyona sahip olmak isterseniz de @silmarillocket sayfasıyla iletişime geçebilirsiniz...








Ve papatyalar ♥
Aşk yaşıyorum onlarla her bahar, her yaz... 
Nasıl güzeller..
Sanırım profilimden hiç eksik olmayacaklar ♥



İşte minik instagram turunun sonu :)

Her ne kadar kısacık bir ara versem de instagramsız olmuyor :)

Sevgilerimle ♥